SOYLU VE SOYSUZ
“Sofrayı toplayalım mı efendim?” diye sordu genç kadın.
Jack, onu rahat bırakması için eliyle işaret yaptı. Kadın saygı göstergesi olarak öne doğru eğilip salondan çıktı. Jack içkisini alıp şöminenin başına geçti. İçkisini sehpanın üzerine bırakıp kitabını aldı ve kaldığı sayfadan okumaya devam etti. O sırada içeri başka bir genç kadın daha girdi. Jack onu da umursamadı. Kitabını okuyup içkisini yudumlaya devam etti. Toplanan tabakların sesini duyunca başını kaldırmadan, göz ucuyla kadına baktı. Sonra başını kaldırıp salondan çıkan geçen kadının arkasından baka kaldı. O şekilde ne kadar beklediğini bilmiyordu ama kadın salona tekrar girerken onun duruşundan, yürüyüşünden ve zarafetinden gözlerini alamadı. Midesinde bir yanma hissetti. Kadına o kadar odaklanmıştı ki kitabı elinden kayıp yere düştü. Elleri boş kalınca birden irkildi, eğilip yerdeki kitabını alırken bile gözleri hala genç kadındaydı. Kitabını kapatıp sehpanın üzerine bıraktı. Sonra kadına seslendi.
“Sen de kimsin? Seni bu malikaneye aldığımı hatırlamıyorum.”
Genç kadın ellerini önünde birleştirip başını öne eğdi ve kadife gibi zarif sesiyle karşılık verdi.
“Uşağınız efendim, bana burayı o önerdi. Ben de babanızla görüştüm, o da beni kabul etti efendim.”
Jack oturduğu yerden kalktı ve kadına doğru birkaç adım attı.
“Buralardan mısın? Seni daha önce hiç görmedim.”
Genç kadın başını kaldırmadan göz ucuyla ona kısa bir bakış attı, sonra gözlerini tekrar kaçırdı.
“Londra'dan geliyorum efendim. Buralı değilim.”
“Londra'dan mı? Neden öyle güzel bir yeri bırakıp bu kasabaya geldin?”
“Çünkü oraya bir çete dadandı. Mahallemizi yakıp küle çevirdiler, evimiz yerle bir oldu, ailem köye dönmeye karar verdi. Ben onlarla gitmek istemedim.”
“Anladım, işine devam et.”
Genç kadın başını hafif bir şekilde salladıktan sonra softayı toplamaya devam etti. Jack ise onu seyretmeye... Kadının her hareketini dikkatle seyrediyordu. Omuz hizasında siyah saçları, koyu gözleri ve incecik beli vardı. Parmakları, hele elleri o kadar zarifti ki, bu bile onu tahrik etmeye yetmişti. Genç kadın salondan çıkarken, Jack onu baştan aşağı süzdü. Üzerindeki uzun, beyaz elbisenin altındaki gizli hazineyi kafasında canlandırdı. O anda içini bir ateş kapladı. Bu his aşk mıydı yoksa sadece arzu muydu, bunu henüz anlayamadı Ertesi sabah hizmetçi kadınlardan biri odasının perdelerini açıp, gün ışığının içeri dolmasını salladı. Jack güneş ışığından kamaşan gözlerini güçlükle açıp, yattığı yerden doğruldu ve kadına baktı.
“Şu dün akşam sofrayı toplayan kız nerede?” diye sordu uyuşuk bir sesle.
“Mutfakta efendim, onun görevi yemek işleri.”
“Bundan sonra perdeleri açmaya o gelsin. Giysilerimi de o hazırlasın.”
“Ama efendim, babanız buna izin verme. O genç ve bekar bir kız ve...”
“Senden ya da babamdan izin alacak değilim. Perdeleri kapat ve o kızı buraya gönder, perdelerimi açmasını söyle.” diye emretti Jack.
Hizmetçi kadın bu emre itaat etmekten başka bir şey yapamadı, ama odadan çıkmadan önce dönüp ona son bir şey söyledi.
“O hoş bir bayan efendim. Ama bir soysuz, size göre değil.”
Hizmetçi odadan çıktığında Jack tekrar yatağa yattı. Bir süre sonra yeni gelen kadın odaya girdi. Hızlı ve aceleci hareketlerle pencereye yöneldi ve perdeleri açtı, arkasını döndüğü sırada Jack’i hemen arkasında gördü.
“Günaydın.” dedi Jack
Genç kadın başını öne eğip, ellerini önünde birleştirmekle yetindi.
“Günaydın dedim, bana cevap vermeyecek misin?”
“Bu tür samimi sohbetlere girmem yasak efendim.”
“Herkesle mi yoksa sadece benimle mi?”
“Sizinle efendim.”
“Benimle samimi sohbetler edebilirsin, ben de bu evin bir efendisiyim. Babamın kuralları ne kadar geçerliyse benim kurallarım da o kadar geçerli.”
Jack, genç kadına biraz daha yaklaştı. Kadın ondan biraz daha kısaydı, bu yüzden Jack başını iyice öne eğmek zorunda kaldı Sonra bir eliyle, nazik bir şekilde kadının çenesini tuttu ve başını kaldırıp gözlerine baktı. Kadın onunla kısa bir süre göz göze geldikten sonra gözlerini başka bir yöne çevirdi, ama efendisinin elinden kurtulmak için hiçbir şey yapmadı.
“Buraya ilk kez senin kadar güzel bir kadın geliyor. Güzle kadınlar genelde senin geldiğin yerde, pahalı restoranlarda ya da ünlü mağazalarda bulunurlar. Güzelliğine yazık ediyorsun.”
“O kadınlar soylu kadınlar efendim. Ben soysuz bir kadınım, bu söyledikleriniz için kaliteli bir çevre gerekir.”
“Ben sana o çevreyi oluştururum ve seni buradan kurtarırım. Ya da istersen burada kalmaya devam edersin ama pozisyonun değişir.”
Jack, kadının cevap vermesini bekledi ama kadın tereddütlü bir halde hala ondan gözlerini kaçırıyordu. Jack cevap alamayınca yavaş bir şekilde kadına yaklaştı ve dudaklarını, onun dudaklarına değdirdi. Henüz tadını bile alamadan, kadın kendisini geri çekti ve başını tekrar öne eğdi. Sonra kaçarcasına kapıya doğru ilerledi ama Jack onun peşinden koşup kollarını beline doladı ve nazik olmaya çalışarak, kendisine doğru çekti. Kadın onun kollarını tutup ellerinden kurtulmaya çalıştı ama Jack onu bırakmadı. Yüzünü kadının boynuna gömdü. Onu öpmeye, diğer yandan da kokusunu içine çekmeye başladı.
“Efendim... Efendim yapmayın. Ben... Ben bunu yapamam, lütfen bırakın!” diye söyleniyordu kadın, sessiz bir şekilde.
Jack bunu duymazdan gediyordu. Kadının kalçalarına değen, onun yumuşaklığını ve sıcaklığını hisseden aleti de onu istiyordu. Hem de deli gibi. Jack kadını kendine doğru çevirip tekrar belini kavradı, bu kez onunla karşılıklı bir halde duruyorlardı. Jack kadını yatağına itip üzerine çıktı. Bir süre sonra kadın da yavaş yavaş ona karşılık vermeye başladı. Anlaşılan bu onun da hoşuna gitmişti. Bir süre sonra artık ikisi de çıplaktı. Jack kadının içine spermlerini boşalttıktan sonra ikisi de bir süre yatakta vakit geçirdiler. Kadın sonunda kalkıp giyindi ve işine geri döndü. Jack da duşunu aldıktan sonra giyinip dışarı çıktı. Her zamanki gibi sosyete kadınlarının vakit geçirdiği lüks restoranlardan birine gitti. Bir masaya oturdu ve kendisine kırmızı şarap ısmarladı. Gözleriyle etrafta, kendisini yiyecek gibi bakan kadınları tarıyordu ama canı hiçbirini istemiyordu. Hepsi ona yapay robot gibi geliyordu Tabi malikanesine yeni gelen saf, duru ve doğal bir güzelliğe sahip olan o kadın gelmeden önce böyle değildi. O yapay kadınlardan istediğini seçiyor, alıp götürüyor ve güzle bir gece geçiriyordu. Ama doğallığı tattığından, artık onlar Jack’e soğuk geliyordu, hiçbirini beğenmedi. Hesabını ödeyip masadan kalktı ve malikânesine geri döndü. Salona geçip yeni sevgilisinden bir şarap istedi, genç kadın onun şarabını getirip sehpanın üzerine bırakıt. Salondan çıkmalı üzereyken Jack onu durdurdu.
“Gel yanıma otur, beraber kadeh kaldıralım.”
“Bunu yapmam yasak efendim.”
“Emrediyorum. Yanıma otur ve benimle kadeh kaldır.” dedi Jack, ciddi bir tavırla. Genç kadın çekinerek onun yanındaki koltuğa oturdu ve bir kadeh de kendisine doldurdu, sonra yine çekingen bir halde kadehini tokuşturdu. Küçük bir yudum aldı. Utangaç bir hali vardı.
“Neden bu kadar çekiniyorsun? Benden mi yoksa babamdan mı”
“Çekinmiyorum efendim, sadece benden istenenleri yapıyorum.”
“Bana bu şekilde davranmak zorunda değilsin, biz seninle birlikte olduk.”
“Evet ama bu sadece cinsel bir birliktelikti efendim.”
“Ne yani, benden hoşlanmadın mı?”
“Hoşlansam bile sizin düşündüğünüz gibi bir şey olamaz efendim.”
“Nedenmiş?”
“Çünkü siz bir soylusunuz, zenginsiniz ve benim efendimsiniz. Ben ise soysuz bir işçiyim, sizin hizmetçinizim efendim.”
“Bu doğru değil. Olmayacağını söylediğin şey... Bu dünyada her şey olabilir. Mesela ben... Şimdiye kadar bir sürü tanınmış, zengin ve güzel kadınla yattım ama asla aşık olmadım. Sadece cinsel birliktelik yaşadım o kadar. Ama asla yapmam dediğim şey gerçekleşti. Aşık oldum.”
Kadın başını kaldırmadan, göz ucuyla ona baktı. Muhtemelen ne demek istediğini anlamıştı ama anlamamazlıktan geldi.
“Kime efendim?”
“Sana.” dedi Jack aniden. “Sana aşık oldum. Çünkü ben hayatım boyunca senin kadar doğal, saf ve duru bir kadınla hiç karşılaşmadım. İlk kez gerçek bir kadınla karşılaşıyorum ve bu yüzden de sana aşık oldum. Bu tarif edilemez bir şey. Resmen bu dünyaya ait değilmişsin gibi hissediyorum. Sen harika bir kadınsın. Hayatımın geri kalanını seninle bu malikanede geçirmek istiyorum, bu evin hanımı olmanı istiyorum.”
Jack bunları hiç düşünmeden söylemişti ama ne söylediğinin farkındaydı, onu istiyordu. Kadın oturduğu yerden kalktı, elindeki kadehi sehpanın üzerine bıraktı ve donuk gözlerle ona baktı.
“Bunu istemezsiniz efendim. Hiçbir şey bilmiyorsunuz.”
“Tabi ki biliyorum.” dedi Jack ve o da ayağa kalkıp, kadının karşısına dikildi. Onun güzel yüzünü avuçlarının arasına alıp, gözlerinin içine baktı. “Her şeyi biliyorum. Sen bir soysuzsun, bu yüzden benimle evlenirsen eğer herkes senin dedikodunu yapacak, arkadan konuşacak. Benimle sırf zengin ve soylu olduğum için evlendiğini söyleyecekler ama bunlar benim umurumda bile değil. Senin de umurunda olmasın, anladın mı?”
Kadın yüzünü onun ellerinden kurtardı ve başını öne eğdi.
“Tamam efendim, sizinle evleneceğim.” diye karşılık verdi.
Jack bunu duyunca mutluluktan havalara uçtu. Hiçbir kadın onu bu kadar mutlu edemezdi. Kadın odasına gittiğinde, Jack de bu haberi babasına vermek ve düğün hazırlıklarına başlamak için babasının odasına gitti. Babası masasında oturmuş, piposunu içerek mektup yazıyordu.
“Baba, sana harika bir haberim var.” dedi Jack, heyecanla.
“Bu saatte ne haberi? Görmüyor musun, çalışıyorum.”
“Ben evlenmeye karar verdim.”
“Öyle mi? Kimmiş o bahtsız kız.”
“Şu yeni galen hizmetçi.”
Babası bir süre duraksadı, sonra oturduğu yerde arkasını dönerek Jack'e baktı. Yüzündeki ifade korkunçtu.
“Ne dedin sen?” diye sordu babası, donuk sesle.
“Duydun baba, onunla evleneceğim.”
“Sen ne dediğinin farkında mısın?”
“Onu işe alan sendin baba, sen kabul ettiğine göre iyi biri olmalı. Neden evlenme kararım seni bu kadar öfkelendirdi.
“Sana her şey toz pembe geliyor her halde.”
“Hayır baba, biliyorum. O bizim soyumuzu hak etmiyor ama sonuçta bir insan.”
“Hayır, hayır... Bunun soyla bir ilgisi yok, hiçbir şey bilmiyorsun.”
“O da aynı şeyi söyledi baba. Neyi bilmiyormuşum. Ben çocuk değilim, kendi kararlarımı verebilirim.”
“Öyle mi, onunla evlenmek mi istiyorsun?”
“Evet, onunla evleneceğim.”
“İyi... Git evlen o zaman.”
“Yarın düğün hazıklıklarına başlıyoruz.”
Jack odadan çıkıp kapıyı sert bir şekilde kapattı. Bütün gece heyecandan uyuyamamıştı. Sabah erkenden kalkıp, malikanedeki bütün hizmetçilere emirler vererek hazırlıklara başladı. Bu sırada evleneceği kadının hiçbir işe elini sürmesini istememiş, bu yüzden diğer hizmetçiler onu kıskanmaya başlamışlardı. Ama sonuçta o bir gelindi ve artık bu evin hanımı olacaktı. Ayrıca gidip kendisine bir gelinlik diktirmek için terzilerle görüşmesi gerekiyordu. Gelinliği tamamen kendi zevkine göre diktirmek istemişti. Ayrıca onu gelinlikle düğünden önce görmek istemiyordu. Onu, kendi şoförüyle terziye gönderdi. Şimdiden malikanedeki kadınlar onun dedikodusunu yapmaya başlamışlardı bile. Burada ondan çok daha uzun zamandır çalışan genç kızlar vardı. Hepsi kendisini Jack'e yamamaya, onu baştan çıkarmaya çalışmıştı ama Jack hiçbirine yüz vermemişti. Henüz birkaç gün önce gelen bir kızın onu bu kadar çabuk baştan çıkarması, hatta malikanenin hanımı olma yolunda ilerlemesi hepsinin sinirlerini bozmuştu. Günler sonra hazırlıklar tamamlanmış, gelinlik dikilmiş, nihayet düğün günü gelmişti. Tüm kasaba halkı malikânenin bahçesinde, o kutsal ana tanıklık etmek için toplanmıştı. Herkesin yüzünde merak ya da sevinçten ziyade korku ve dehşet vardı. Jack buna bir tülü anlam verememişti, neden korkuyorlardı ki? Jack gelini koluna taktı, kımızı halıyla kaplı yolda ilerlemeye başlıdalar. Kimse onları alkışlamıyor, tezahürat yapmıyor, konfetiler patlatmıyordu. Jack hala şaşkındı. Sonunda rahibin huzuruna geldiler. Rahip onların nikahını kıyacağı sırada birisi atıldı ve bağırarak söylendi.
“Efendim... Efendim... Bu yapmayın efendim.”
Jack şaşkınlıkla ona baktı, yaşlı bir kadındı. Onun deli olduğunu düşündü, bu yüzden fazla umursamadı. Gelin ise umursamaz ve kibirli bir şekilde onun kaşsısında durmuş, ellerini tutuyordu. Jack tekrar ona döndü ve rahibin nikahı kıymasını bekledi.
“Efendim, büyük bir hata yapıyorsunuz... Bunu yapmayın!” diye bağırdı aynı ihtiyar kadın. Jack ona döndü ve öfkeyle karşılık verdi.
“Sus ihtiyar, defol buradan!”
Kadın gözlerini dehşetle açtı ve arkasına bile bakmadan, koşarak oradan uzaklaştı. Rahip sonunda nikahı kaydı. Jack ve gelini hariç herkes üzgün bir halde dağıldı. Jack, eşini yatak odasına gönderirken, kendisi de sarhoş olmak için salona gitti. O sırada yanına babası geldi. Tam karşısına oturdu ve konuşmaya başladı.
“Sana bunları en başından bir anlatmam gerekiyordu ama bunu asla yapamazdım. Şimdi zamanı geldi. O kadın senin sandığın gibi bir kadın değil.”
“Nasıl bir kadın baba, bir fahişemi yoksa? Eğer öyleyse bu beni ilgilendirmiyor, o artık benim kadınım.”
“Hayır oğlum, keşke öyle olsa. Bunları sana nikahtan önce anlatsaydım, o zaman bizim son konuşmamız olurdu. Hatta onu bu malikaneye iş bahanesiyle sokmam bile mecburiyettendi. O kadın bir insan değil.”
“Ne?” diye sordu Jack. Aynı zamanda istemsizce gülüyordu.
“Duydun oğlum, o bir insan değil. Bundan elli yıl önce bu kasabada bir kadın vardı. Ona iftira attılar, fahişe olduğunu ve kadardaki bütün erkeklerle yattığını söylediler. Bu söylenti yayılınca kadınlar ayaklandı. Kendi kocalarını da baştan çıkaracağından, yuvalarının bozulacağından, çocukların babasız, kendilerinin erkeksiz kalacağından korktular ve onun asılması için imza topladılar. Herkes bu imza kampanyasına destek verdi. Sonunda kadın kasaba meydanında asıldı. Ama iş burada bitmedi. İntikamını almak için ruhu güzel bir kadın bedeninde buraya geldi. Her sene ölüm yıl dönümünde bu kasabaya geliyor. Her yıl bir erkeği baştan çıkarıp onunla yatıyor, sonra nikah kıyıyor. Bu erkeklerin evli ya da bekar olmaları onun için önemli değil. Onun amacı erkeleri öldürmek, kadınları erkeksiz, çocukları ise babasız bırakmak. Onun tek amacı bu. Bu yüzden evlendiği erkekleri öldürüyor. Eğer onu buraya almasaydım beni direk öldürecekti. O sana göz koymuş, seni seçmiş, bu seneki kurbanı sensin. Eğer sana bunu en başından anlatsaydım, beni direk öldürecekti. Sen de ölecektin ve bu sene yok yere iki kişiyi öldürmüş olacaktı.”
Jack, babasının anlattıklarını dehşetle dinliyordu. Demek kasaba halkının yüzündeki korku bu yüzdendi. Demek o ihtiyar kadın deli falan değildi. Demek herkes onu en başından beri uyarmaya çalışmıştı ama Jack kimseyi dinlememişti. Hizmetçilerin yaptıkları dedikodular da kıskançlıktan değildi, bu seneki kurban hakkında dedikodu yapıyorlardı. Düğün hazırlıkları da aslında onun cenaze hazırlığıydı.
“Ne yani, sırf kendi canını kurtarmak için beni bu tehlikeye mi attın? Bu kadar bencil, bu kadar adi olmazsın!” diye bağırdı Jack.
“Hayır oğlum, bu bencillik falan değil. Seni kurtaracağım. Seni ona kurban olarak vermeyeceğim. Seni kurtarabilmem için benim de hayatta olmam gerek, öyle değil mi? Benim tek varlığım, tek çocuğum sensin. Seni o hayalete yem etmeyeceğim.”
Jack hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Babası devam etti.
“Benim bir planım var. Şimdi odana, onun yanına git ve on ne isterse yap. Hiçbir şeye itiraz etme.”
“Sonra ne olacak?”
“Seninle ilişkiye falan girmeyecek, sadece soyunacak. O zaman onun ne olduğunu göreceksin. Çünkü istediğini elde edip nikâhları kıyınca gerçek haline dönüyor, o zaman bana bir işaret ver. Hayalet diye bağır. Sonra ben odaya geleceğim ve ona bunu göstereceğim.” Babası ona bir halat gösterdi. Birini asmak için hazırlanmış bir halattı bu. “Bunu gördüğünde aslıdan kendisinin ne olduğunu, başına ne geldiğini hatırlayacak ve sana elini bile sürmeden burayı terk edecek. Bir daha senin yanına asla yaklaşmayacak.”
“Peki bir sonraki ölüm yıl dönünde yine gelecek mi?”
“Gelecek ama artık o kurban sen olmayacaksın. Kime gelirse gelsin, bizi ilgilendirmez. Herkes kendi başının çaresine baksın.”
Jack kendisini toparladı, ağlamaklı halinden kurtuldu ve odasına gitti. Hayalet, üzerindeki gelinliğiyle, yatağın üzerinde oturmuş onu bekliyordu. Onu görünce gülümsedi. Hala çok güzel, hala büyüleyiciydi. Ama Jack artık onun bir insan olmadığını bildiğinden dolayı ondan etkilenmiyordu. Kadın ona yanına oturmasını söyledi. Jack onun yanına oturdu, sonra kadın ona sırtını dönüp, gelinliğinin fermuarını açmasını söyledi. Jack yine onun istediğini yaptı. Sonra kadın ayağa kalktı ve onun tam karşısına geçip gelinliğini çıkardı. Kadının bedeninde iç çamaşırı, göğüs ya da kadınlık organı yoktu. Onun yerine çamur gibi vıcık, mide bulandırıcı bir et yığını vardı. Jack kusmamak için kendisini zor tutu. Babasının söylediklerini hatırladı. Sonra bağırdı.
“Hayalet...”
Kadının yüzü de vücudu gibi karamaya, çamurlaşmaya, vıcık vıcık bir hale bürünmeye başladı. O sırada kapı açıldı ve babası içeri girdi. Kadın ona bakmadı, hala Jack’e bakıyordu.
“Arkana bak.” dedi Jack, korkak bir halde.
Kadın arkasına bakmadı.
“Ne yapacağınızı biliyorum. Bu tuzağa bir kere düştüm, bir daha düşmeyeceğim.”
Demek bunu daha önce birileri yapmıştı ve hayalet, buna rağmen geri gelmişti. Ama bu kez bunu yapan kişiye değil, ona gelmişti. Bunu yaptıklarında yine gelecekti ama bu kez başka birine... Babası halatı Jack’e attı.
“Al bunu, ona göster.” diye bağırdı.
Jack halatı yakaladı ve hayaletin dalgınlığında yararlanarak, aniden halatı ona gösterdi. Kadının beyaz gözleri kocaman açıldı. Sonra çamur bedeni yavaş yavaş akmaya, yere süzülmeye başladı. Biraz sonra atık sadece zemine yayılan bir çamur birikintisiydi. Jack ile babası rahatlamış bir halde birbirlerine baktılar. Artık ikisi de bu kabustan kurtulmuştu. Ama hayalet bir sonraki yıl yeni kurbanı için tekrar gelecekti.

Yorumlar
Yorum Gönder