Kayıtlar

Haziran, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YAKIŞIKLI SERİ KATİL

Resim
Uşağı sabah kahvesini getirdiğinde üzerinde hala sabahlığı vardı. Odasındaki şifonyerin karşısında oturmuş yüzüne bakım yapıyordu. Nemlendiricisini sürdükten sonra, zaten kusursuz olan cildini daha da kusursuz hale getirmek için pudrasını sürdü. Sonra eline biraz jole alıp parmaklarını kızıl saçlarının arasına geçirdi ve bir süre saçlarını sıvazladı. Başının üst kısmındaki saçları biraz daha uzundu, bu yüzden jole ile şekillendirerek daha düzenli görünmesini sağlıyordu. Son olarak siyah göz kalemiyle gözlerine sürme çekerek ve parfümünü sıkarak sabah bakımını tamamladı. Kahvesini yudumlamaya başladığında, uşağı da onun rahatça seçebilmesi dolabından birkaç kıyafetini çıkarmış, onun önünde sergiliyordu. Uzun süre düşünmenin ardından nihayet kararını verdi. Siyah bir pantolon, siyah gömlek, siyah ve kırmızı renklerden oluşan bir pelerin... Bugün bunları giyecekti. Aslında dolabında pek fazla renk seçeneği yoktu, en sevdiği renkler siyah ve kırmızıydı. Dolabındaki kıyafetleri,...

DÜDÜKLÜ ÇOCUK

Resim
Abisi bir korku hikâyesini daha anlatmayı bitirdiğinde artık yatma vakti gelmişti. Bu korku hikâyelerini dinlediğinde geceleri uyuyamıyor, odasındaki gaz lambasını kapatmak istemiyordu ama annesi gece yangın çıkma ihtimalinden dolayı gaz lambasını asla açık bırakmasına izin vermiyordu. Artık dokuz yaşında kocaman bir çocuk olduğunu, bu korkuların yersiz olduğunu söyleyip onu cesaretlendirmeye çalışıyordu, ama bazı geceler abisinin ona korkunç hikâyeler anlattığını bilmiyordu. Bunu annesine asla söyleyemezdi. Yoksa her ne kadar korksa da bayıldığı o harika korku hikâyelerini bir daha asla dinleyemezdi. Abisi ondan sadece iki yaş büyük olmasına rağmen o annesi ve babasının haberi dahilinde korkunç hikâyeler okuyordu. Abisine hiçbir şey söylememelerine rağmen ona asla izin vermiyorlardı. İki yaş çok da büyük bir yaş farkı değildi ama bu sadece onun için böyleydi. Annesiyle babası bir yaşın, hatta bir ayın bile çok önemli söylüyordu. Mesela on sekiz yaşına girmiş biriyle on sek...

BALKONDAKİ SARMAŞIK

Resim
Masasında oturmuş, dışarıda yağan sağanak yağmuru seyrediyordu. Önündeki daktilosunda yarım olarak bıraktığı hikâyesi tamamlanmayı beklerken, o çoktan hayallere dalmıştı. Bir kolunu masaya, başını da eline dayamış o şekilde donup kalmıştı. Çalışma masasının karşısındaki pencerenin onun ayaklarına serdiği manzara harikaydı. Binanın tam karşısında uçsuz bucaksız bir orman vardı. Eviyle ormanın arasında ise toprak bir yol vardı. Bölgede kendi evinden başka hiçbir ev olmadığından ne o yoldan geçen herhangi biri vardı ne de etrafta dolanan başka bir insan. Sadece kendisiydi. Zar zor aldığı izinlerle ormana yakın, ama yerleşim yerlerine ve diğer tüm evlere uzak mesafeye yaptırdığı bu evde kendisini sanki başka bir şehirde, hatta başka bir ülkede gibi hissediyordu. Yalnızlık. Tamamen yalnızdı. Ara sıra ihtiyaçlarını karşılamak için gittiği şehir merkezindeki dükkânlarda çalışan insanlar dışında muhatap olduğu tek bir insan bile yoktu. Tamamen yalnızdı, ama bu evrenin ona ceza olar...

KANAYAN AĞAÇ

Resim
Bir kez daha nerede olduğunu ve nereye gittiğini bilmeden yürüyordu. Her zamanki gibi nereye gittiğini bilmeden. Tek ışık kaynağı, karanlık gökyüzündeki dolunaydı. Ama dolunay da ona yardımcı olmuyordu. Parlak beyaz ışık, sık ağaçların arasından geçemiyor, zemine ulaşamıyordu. Poyraz üzerindeki yırtık ve kir içindeki pijamalarıyla ve çıplak ayaklarıyla ormanın derinliklerinde bir hedefi olmaksızın yürüyordu. Yerdeki otlar ve kuru dallar ayağına batıyor, derin olmayan yaralar açılmasına neden oluyor, hatta kanatıyordu. Ama o bunların hiçbirini hissetmiyordu. Gözlerini kocaman açmış, dümdüz karşıya, boşluğa bakarak sadece yürüyordu. Birkaç kere ağaçlara çarpmış ama bu da yürümesine engel olamamıştı. Ellerini öne doğru uzatarak boşluk bulmaya çalışıyor, sonra yürümeye devam ediyordu. Son derece ağır ve dikkatsiz adımlarla... Ağır yürütmesinin sebebi aşırı kilolu olması değildi. Bir rüyada olduğunu ve çevreyi keşfetmek için gezdiğini sanmasıydı. Şu an kendisini rüyada sanıyordu...

BİR HAYALET HİKAYESİ

Resim
Jonas şöminenin başında oturmuş kırmızı şarabını yudumluyordu. Hâlâ yas sürecindeydi çünkü çok sevdiği bir sanatçı dün sabah hayatını kaybetmişti. Onunla herhangi bir tanışıklığı yoktu ama onun hayranıydı. O bir keman ve piyano ustasıydı. Bu ölüm klasik müzik camiasında büyük bir kayba yol açmıştı. Asıl dramatik olansa sanatçının ölüm nedeninin bilinmemesiydi. Uşağı onu banyoda, yerde yatarken bulmuştu. Vücudunda herhangi bir yara veya kan yoktu, tertemizdi. Ağzından köpükler de çıkmıyordu. Boğulma belirtisi de yoktu, en azından gözle görünür bir boğulma yoktu. Dedektifler bu ölüme kalp krizi diyerek dosyayı kapatmışlardı. Bu sabah da cenaze töreni vardı. Cenazeye Jonas gibi ona hayran olan ve onu tanıyan hemen herkes katılmıştı. Neredeyse şehrin yarıdan fazlası oradaydı. Epey kalabalık ve ihtişamlı bir cenaze olmuştu ama kimsenin ona Jonas kadar bağlı olduğunu sanmıyordu. Onun ölüm haberini aldığından beri içiyordu. İki gündür sarhoştu. Bu durum onun da pek hoşuna gitmiyor...

KULÜBENİN ESRARI

Resim
Melina elindeki küçük bavulla yolda yürüyordu. Her yerde diz hizasında kar vardı, bu yüzden yürümekte zorlanıyordu. Ayrıca hava çok soğuktu. Kaç derece olduğunu bilmiyordu ama titremekten dişleri birbirine çarpıyor, çenesi ağrıyordu. Gideceği yere neredeyse yaklaşmıştı, bu yüzden biraz daha dayanmaya çalıştı. Bir elinde bavulunu, diğer elinde gaz lambasını tuttuğundan elleri soğuktan uyuşmuştu. Yaşadığı yerde hava pek soğuk değildi, bu yüzden oranın havasına göre giyinmişti ama buranın ayazını tadınca artık bazı konularda başkalarının sözünü dinlemesi gerektiğini anlamıştı. Hocası ona bu bölgenin rakımının yüksek, yer yer ormanlık yer yer açıklık arazi olduğunu, bu yüzden daha soğuk olacağını söylemişti ama Melina dinlememişti. Kendi seçiminin sonuçlarına katlanacaktı. Bir yere kadar bir taksiyle gelmişti ama taksi ona daha fazla gidemeyeceğini söyleyerek onu indirmişti. Yaklaşık üç kilometre yolu yürümek zorunda kalmıştı. Nereye gideceğini bilmiyordu. Taksi şoförüne gitmek...

CESET TARLASI

Resim
Johan aracıyla toprak yolda ilerliyor, önündeki diğer aracı takip ediyordu. Araç biraz sonra durdu, Johan’da durdu. Öndeki araç sürücüsünün araçtan indiğini görünce kendisi de aracının kontağını kapatıp aşağı indi ve adama doğru yaklaştı. Adam ellerini beline dayamış, gözlerini kapamış, derin bir nefes alıyor, temiz bozkır havasını soluyordu. Johan etrafına bakınca hayranlıktan küçük dilini yutacaktı. Burası insanın içini kıpır kıpır edecek kadar güzeldi. Bu havayı ciğerlerine çektikçe buradan asla gitmek istemiyordu. Burası uçsuz bucaksız, alabildiğince yeşillikle, rengârenk çiçeklerle ve alabildiğince uzun buğday tarlalarıyla doluydu. Yaşlı adam ona döndü ve hemen arkalarında bulunan buğday tarlasını gösterdi. “İşte senin tarlan burası.” Johan arkasını dönüp gülümseyerek tarlaya baktı. Neredeyse ucu bucağı görünmeyen bir tarlaydı. Buraya çok büyük para harcamamıştı. “Harika, teşekkür ederim. Burası harika bir yer. Muhtemelen burada bir yere küçük bir ev yaparım ve burada ...

GÖLDEKİ KADIN

Resim
Charli aracıyla toprak yolda ilerliyordu. Hava zifiri karanlıktı. Gittiği yolu yalnızca aracının farları ve gökyüzündeki dolunay aydınlatıyordu. Aracın motor sesine rağmen yolun iki tarafında bulunan ormandaki kurtların uğultusunu ve böceklerin cızırtısını sanki yanı başlarındaymış gibi duyabiliyordu. Burası gerçekten ürkütücü bir yerdi ama Charli, hep hayalini kurduğu kulübenin bulunduğu bölgeyi gündüz vaktinde çekilmiş olan fotoğraflara bakarak satın almıştı. Fotoğraflarda bölge muhteşemdi. Klübenin kocaman bir bahçesi, bahçenin etrafını çevreleyen çitler, küçük bir süs havuzu, rengârenk çiçekler ve yemyeşil ağaçlar vardı. Kulübeyi daha çok manzara ve bahçesi için satın almak istemiş, öyle de yapmıştı. Oraya varmayı ve gündüz gözüyle görmek için sabırsızlanıyordu. Yolda ilerlerken gözüne bir parıltı ilişti. Etrafa bakındı ama o parıltıyı tekrar göremedi. Kaşlarını çattı, umursamadan yoluna devam etti. Sonunda satın aldığı kulübeye varmıştı. Kulübe, karanlıkta aracın farla...