CESET TARLASI

Johan aracıyla toprak yolda ilerliyor, önündeki diğer aracı takip ediyordu. Araç biraz sonra durdu, Johan’da durdu. Öndeki araç sürücüsünün araçtan indiğini görünce kendisi de aracının kontağını kapatıp aşağı indi ve adama doğru yaklaştı. Adam ellerini beline dayamış, gözlerini kapamış, derin bir nefes alıyor, temiz bozkır havasını soluyordu.
Johan etrafına bakınca hayranlıktan küçük dilini yutacaktı. Burası insanın içini kıpır kıpır edecek kadar güzeldi. Bu havayı ciğerlerine çektikçe buradan asla gitmek istemiyordu. Burası uçsuz bucaksız, alabildiğince yeşillikle, rengârenk çiçeklerle ve alabildiğince uzun buğday tarlalarıyla doluydu.
Yaşlı adam ona döndü ve hemen arkalarında bulunan buğday tarlasını gösterdi.
“İşte senin tarlan burası.”
Johan arkasını dönüp gülümseyerek tarlaya baktı. Neredeyse ucu bucağı görünmeyen bir tarlaydı. Buraya çok büyük para harcamamıştı.
“Harika, teşekkür ederim. Burası harika bir yer. Muhtemelen burada bir yere küçük bir ev yaparım ve burada yaşarım.”
Yaşlı adam kıkırdayarak söylendi:
“Sanmıyorum evlat, bunu istemezsin.”
“Neden istemeyeyim ki? Burası muhteşem bir yer.”
“Evi boş ver sen, bu tarlayı ne yapmayı düşünüyorsun? Kendin tek başına ekip biçemezsin, burası çok büyük.”
“Muhtemelen ya kiralarım ya da işçi tutarım ama o dev aletlere binerek burada tur atmak istiyorum. Bunu önce kendim yapacağım.”
“Sen bilirsin evlat. Burası artık senin ama ev fikrini aklından çıkar.”
Yaşlı adam tekrar kıkırdadı ve aracına doğru ilerledi. Sonra durdu ve tekrar Johan'a döndü.
“Ha, bu arada buralarda gece vakti dolaşma, en azından tek başına,” diyerek onu tembihledi.
Johan ona döndü ve merakla sordu:
“Nedenmiş, ne olacak ki? Burada kimse yok.”
“Evet, kimse yok. Bu yüzden dolaşma zaten. Benim gitmem gerek, hoşça kal.”
Yaşlı adam aracına binip oradan uzaklaşırken Johan anlamamış bir halde onun arkasından baktı. Sonra tekrar tarlasına döndü. Yıllardır hayalini kurduğu tarlaya sonunda kavuşmuştu. Burası sayesinde zengin olacaktı.
Johan aracına binip tekrar şehre döndü. İlk işi büyümüş olan buğdayları toplamak için makine getirmek olacaktı. Bunu elbette tek başına yapamazdı ama en azından bir süre hevesini almak istiyordu. Daha sonra birilerini getirip bu işi başkalarına yaptırabilirdi.
Şehre dönüp ihtiyacı olan aracı aldıktan sonra tekrar tarlasına geldi. Gün batmaya başlamıştı. Buranın gün batımı manzarası bir başka güzeldi. Johan heyecandan ne yapacağını şaşırmıştı. Buğdaylarını gün batımı manzarasında biçmek onu heyecanlandırmıştı.
Aracı tarlaya doğru sürdü ve buğdaylarını biçmeye başladı. Şu an duyduğu tek ses aracın gürültüsüydü. Ortalık sakindi, etrafta kendisinden başka kimse yoktu. Burası bir ev yapmak ve tek başına herkesten izole bir şekilde yaşamak için harika bir yerdi ama yaşlı adam ona bunu yapmaması ve gece vakti burada tek başına dolaşmaması gerektiği konusunda uyarmıştı. Kimin umurunda? Canı ne isterse onu yapacaktı. Sonuçta yaşlı adam ona herhangi bir açıklamada bulunmamıştı. Muhtemelen böyle güzel bir yerde ev sahibi olmasını ve tek başına huzur içinde yaşamasını istemiyordu. Bu onun hayali olmalıydı ve kendi hayalini bir başkası hayata geçirmek istediğinden dolayı onu kıskanmış olmalıydı. Johan bunu yapacaktı.
Tarlanın diğer ucuna ulaştığında güneş neredeyse batmıştı. O kadar büyük bir tarlaydı ki, diğer tarafa ulaşması muhtemelen bir saat sürmüş olmalıydı. Aracı kapattı ve üzerinde oturarak ufuktaki kırmızı çizgiyi seyre daldı. Kırmızı görüntü yok olduktan sonra yerini lacivert bir renge bıraktı, sonra o da kayboldu.
Johan etrafına bakındığında havanın karardığını fark etti. Bu muhteşem manzaraya o kadar dalmıştı ki havanın karardığını fark etmemişti bile. Etraf zifiri karanlık olduğundan hiçbir şey göremiyordu. Aracın farlarını açtı. Hava soğumaya, kuşların sesinin yerini böceklerin cızırtısı almaya başlamıştı. Şu an buradan gitmek ona işkence gibi geliyordu ama burada geceyi geçirebileceği hiçbir yer olmadığından dolayı ayrılmak zorundaydı.
Tarladan çıkıp toprak yola girdi. Şehre vardığında aracını garajına çekti ve kontağını kapattı. Garaj kapısına doğru ilerlerken aracında bir şey fark etti. Durdu, aracının kaputuna baktı. Kaputta kırmızı lekeler fark etti. Buradan çıkarken böyle bir şey yoktu, tarladan döndükten sonra olmuştu. Johan düşünceli bir halde eline bir bez aldı ve kaputu temizledi, sonra garajdan ayrıldı.
Ertesi sabah birkaç işçiyle görüştü ama herkesin bugün başka yerlerde işleri olduğundan dolayı kimse onun tarlasına gitmek istemedi. Johan en azından birkaç gün boyunca bu işi tek başına yapmak zorunda kaldığını anlamıştı. Bu işi seviyordu, bu durum onun canını sıkmamıştı. Sadece bu işi tek başına yapması günler sürecekti ve yeni evi için çalışmaya fırsatı olmayacaktı. Ev planını daha sonra da devreye sokabilirdi.
Aracına binip tekrar tarlasının bulunduğu yere gitti. Tarlaya girip buğdaylarını biçmeye başladı. Bunları kime nasıl satacağını bilmiyordu. Bunun için de bir aracı kullanacak, bilen birinden yardım isteyecekti. Zamanla işi öğrendikçe bir daha kimseye ihtiyacı kalmayacaktı ama şu an yardım almak zorundaydı.
Güneş tam tepedeydi ama yakıcı bir sıcaklık yoktu. Daha çok ılık bir duşun altındaymış gibi hissediyordu. Bu yumuşak sıcaklığın tenini daha rahat okşaması için üzerindeki tişörtünü çıkardı ve bu şekilde çalışmaya devam etti. Arazinin kokusunu ciğerlerine çekiyor, her detayı hafızasına kazımak istercesine etrafı dikkatle seyrediyordu.
Kendi kendine gülümserken araç birden sarsıldı. Johan yerinden sıçradı. Hemen başını eğip etrafa bakındı ama bir şey göremedi. Bir şeyin üzerinden geçtiğine emindi. Hemen aracını durdurdu ve aşağı indi. Aracın arkasına geçerek etrafı dikkatle inceledi. Sonunda bir şey buldu. Biçilmiş buğdayların altında bir tümsek fark etti. Bunun bir taş olduğunu düşündü. Yere eğilip otları bir kenara çekti. Gördüğü şey karşısında dehşete kapıldı. Hemen ayağa fırladı ve geriye atıldı.
Gözlerini kocaman açmış, yerdeki şeye bakıyordu. Bu bir insan kafasıydı. Bunu anlaması hiç zor olmamıştı. Görünüşe bakılırsa öleli fazla bir zaman olmamıştı. Kafa olduğu gibi sapasağlam duruyordu, hiç çürüme yoktu. Johan aracıyla onun üzerinden geçtiğinden dolayı biraz ezilme vardı ama onun dışında yeni ölmüş birinin kafasıydı. Bir kadındı.
Johan kendi etrafında bir tur attı. Ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. Polise giderse acaba ondan şüphelenirler miydi? Sonuçta burası onundu ama diğer yandan da bu tarlayı henüz yeni satın almıştı. Belki de bunu yapan tarlanın eski sahibi olan ihtiyardı. Kim bilebilirdi ki?
Johan şimdilik bir şey yapmamaya karar verdi. Kimseye bir şey söylemeyecekti. Yaşlı adama da bir şey söyleyemezdi. Eğer bunu yapan oysa, sırf şahit olduğu için hiç acımadan Johan'ı da öldürüp bu tarlaya gömebilirdi.
Aklına dün gece aracın kaputunda gördüğü kırmızı leke geldi. Demek dün gece de bir cesede çarpmış ya da ezmişti ama o bunu fark etmemişti. Hem de kanı taptaze olan bir cesede. Ama dün gece bu bölgeyi biçmemişti, başka bir bölgedeydi. Demek burada başka bir ceset daha vardı. Hatta belki de bir sürü ceset vardı.
Johan hemen aracına binip evine döndü. Hava henüz kararmamıştı ama düşünmek için evinde vakit geçirmeliydi. Kendisine bir kahve hazırlamak için mutfağa gittiği sırada kapı çaldı. Johan durgun bir halde kapıya gitti. Kapıyı açtığında karşısında ona tarlayı satan yaşlı adamı gördü. Anında tüyleri ürperdi.
Yaşlı adam rahatlamış bir halde ona bakıyordu. Derin bir iç çekti.
“Hâlâ hayattasın, şükür.”
Johan şaşkına döndü.
“Anlamadım, ölmem mi gerekiyordu?”
“Aslına bakarsan evet, beklediğim buydu ama kendini kurtarmanın bir yolunu bulmuşsun. Demek benim sözümü dinlemeye karar verdin.”
Johan hem meraklanmaya hem de sinirlenmeye başladı.
“Ne demek istediğinizi açıkça söyler misiniz?”
Yaşlı adam başını hızlı hızlı iki yana salladı.
“Hayır, asla söylemem. Bunu kendin bul. Ben gidiyorum, hoşça kal. Kendine çok ama çok dikkat et.”
Yaşlı adam arkasını dönüp oradan hızla uzaklaşırken Johan şaşkınlıkla onun arkasından baka kaldı. Bu da neydi şimdi? Kendine çok ama çok dikkat et derken ne demek istemişti? Ne için dikkat edecekti? Bunu tehditkâr bir tavırla söylememişti. Bu yüzden bu konunun o yaşlı adamla bir ilgisi yoktu. Ortada başka bir sorun vardı, hem de büyük bir sorun.
Adam ona o tarlaya gece vakti tek başına gitmemesi gerektiğini söylemiş, onu sıkı sıkı tembihlemişti. Johan'ın ne olduğunu anlaması için tam da bunu yapması gerekiyordu. O tarlaya gece vakti tek başına gitmesi gerekiyordu.
Sabırsızlıkla akşam olmasını bekledi. Hava iyice karardığında aracına atlayıp yola koyuldu. Tarlaya vardığında aracını yolda bıraktı. Farlarını da açık bırakarak araçtan indi ve tarlaya girdi.
Aracın farları etrafı görmesi için yeterli değildi. Herhangi bir böcek ya da yılanla karşılaşmamayı umuyordu. Korkuyordu ama korkusunu olabildiğince bastırmaya çalışıyordu. Derin derin nefes alıp vererek tarlanın içinde dolaşmaya başladı.
Gittikçe yoldan uzaklaşıyordu. Aracın farlarını artık küçük bir nokta gibi görüyordu. Ortalık çok sessizdi. Bu sessizlik gündüz vaktinde güzeldi ama şu an korkmasına neden oluyordu.
Biraz sonra ayağı bir şeye takıldı. Sendeledi ama düşmedi. Hemen korkuyla irkildi. Yanına bir fener almaması çok kötü olmuştu. Bunun ne olduğunu anlaması için dokunması gerekecekti. Korkuyla yere eğildi ve titreyen elini uzatıp biraz önce ayağının takılmasına neden olan şeye dokundu. Yumuşak bir şey hissetti. O anda elini hemen geri çekti ve hızla ayağa kalktı.
Etrafına bakınırken aracın farlarının kapandığını fark etti. Hatta aracının orada olup olmadığını bile bilmiyordu. Ne taraf yol, ne taraf tarla hiçbir şey bilmiyordu. Ortalık zifiri karanlıktı. Burada yolunu nasıl bulacaktı? Hangi yöne gidecekti? Buradan nasıl çıkacaktı?
Johan korkuyla birkaç adım attı, sonra durup başka bir yöne döndü. Acaba o tarafa doğru mu yürümesi gerekiyordu? Burada daha fazla durursa kafayı yiyecekti. Bu yüzden bir yön seçti ve o yöne doğru yürümeye başladı. Sonra bir şeye çarptı. Birkaç adım geri çekildi, yönünü değiştirip başka bir yöne doğru ilerledi ama yine bir şeye çarptı.
Johan şaşkınlıkla etrafına bakınıyordu. Hiçbir şey göremiyordu, neye çarptığını bile bilmiyordu.
Biraz sonra bir ışık demeti belirdi. Aracı tarlanın tam ortasında duruyordu ve farları açıktı. Johan şaşkınlıkla önce aracına, sonra etrafına bakındı. Gördüklerinin bir kâbus olmasını diliyordu ama hayır, bütün bunlar gerçekti.
Her yerde insanlar vardı. Dimdik ayakta duruyorlar, Johan'a bakıyorlardı. Her yerdeydiler ama bunlar ölü insanlara ait bedenlerdi. Sanki mezarlarından fırlamış ve buraya gelmişlerdi.
Johan kendi kendine söylenerek onlara bakıyor, onlardan kaçmaya çalışıyordu ama başaramıyordu. Her yer cesetlerle doluydu.
“Neler oluyor? Neler oluyor? Lanet olsun, siz de kimsiniz?”
Cesetler hiç kıpırdamıyor, oldukları yerde öylece duruyorlardı.
Sonunda bir ses duyuldu. Boğuk, tiz, yankılı bir ses. Sanki çok uzaklardan geliyor gibiydi. Belki de cesetlerin bu dünyadan çıkıp gittikleri yerden.
“Artık bizimsin, aramıza hoş geldin.”
Johan şaşkınlıkla etrafına bakınarak bağırdı:
“Siz kimsiniz? Neler oluyor?”
“Aramıza hoş geldin.”
Johan neler olduğunu anlamaya çalışırken ayaklarının zemine, toprağa gömülmeye başladığını hissetti. Yere baktığında bileklerine kadar toprağa girmişti.
Hemen koşarak tarladan çıkmaya çalıştı ama birkaç adım sonra artık diz kapaklarına kadar toprağa gömülmüştü. Bacaklarını çıkarmaya çalışıyordu ama sanki görünmez bir güç onu sıkıca tutuyordu.
Johan gittikçe toprağın altına giriyordu. Aynı anda bağırıyor, yardım istiyordu ama etrafta, orada dikilen cesetlerden başka kimse yoktu.
Demek yaşlı adamın bahsettiği şey buydu. Bu tarla, buraya gece vaktinde yalnız gelenleri alıyordu. Belki de yaşlı adam da bu işin bir parçasıydı. İnsanlara bu uyarıları yaparak merak uyandırıyor, sonra insanlar onun dediğinin tam tersini yapıyor ve bu tarlaya yem oluyordu.
Burası bir ceset tarlasıydı. Johan'ın başı da toprağa gömüldükten sonra tamamen gözden kaybolmuştu. O gözden kaybolduğunda bütün cesetler tıpkı onun gibi toprağın altına gömüldü ve aracın farları söndü.
Yeni kurbanın gelişini kutlayacaklardı.
Yaşlı adamın bunu yapmasının başka bir nedeni daha olabilirdi. Belki de tarla onu tehdit etmiş, kendisine kurbanlar vermediği takdirde onu almakla korkutmuştu. Yaşlı adam da kendisini korumak için herkese bunu yapmıştı.
Şimdi tarla kendisi için yeni bir kurban bekliyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KANAYAN AĞAÇ

ÖLÜLER ORMANI PERİSİ

BALKONDAKİ SARMAŞIK