GÖLDEKİ KADIN
Charli aracıyla toprak yolda ilerliyordu. Hava zifiri karanlıktı. Gittiği yolu yalnızca aracının farları ve gökyüzündeki dolunay aydınlatıyordu. Aracın motor sesine rağmen yolun iki tarafında bulunan ormandaki kurtların uğultusunu ve böceklerin cızırtısını sanki yanı başlarındaymış gibi duyabiliyordu. Burası gerçekten ürkütücü bir yerdi ama Charli, hep hayalini kurduğu kulübenin bulunduğu bölgeyi gündüz vaktinde çekilmiş olan fotoğraflara bakarak satın almıştı. Fotoğraflarda bölge muhteşemdi. Klübenin kocaman bir bahçesi, bahçenin etrafını çevreleyen çitler, küçük bir süs havuzu, rengârenk çiçekler ve yemyeşil ağaçlar vardı. Kulübeyi daha çok manzara ve bahçesi için satın almak istemiş, öyle de yapmıştı. Oraya varmayı ve gündüz gözüyle görmek için sabırsızlanıyordu. Yolda ilerlerken gözüne bir parıltı ilişti. Etrafa bakındı ama o parıltıyı tekrar göremedi. Kaşlarını çattı, umursamadan yoluna devam etti. Sonunda satın aldığı kulübeye varmıştı. Kulübe, karanlıkta aracın farlarının ışığında ürkütücü görünüyordu. Araçtan inip bahçenin derme çatma tahta kapısını açıp tekrar aracına bindi ve aracı bahçede bir yere park etti. Kontağı kapatıp aracından indi ve ellerini beline dayayıp etrafa bakındı. Derin bir nefes aldı. Buranın havası bile bir başkaydı. Etraftaki koku içinin kıpır kıpır olmasına neden oluyordu. Her ne kadar ürkütücü görünse de gecesi bir başka güzeldi. Cebinden anahtarını çıkarıp heyecanla yeni kulübesine girdi. Kapıyı kapatıp ışığı açtı. Kulübenin içi de fotoğrafta göründüğü gibiydi. Küçük bir kulübe olmasına rağmen klasik mobilyalarla özenle döşenmişti. Charli keyifle koltuklardan birine oturdu ve ellerini ensesine dayadı. Başını da arkasına yasladı ve oracıkta uyuyakaldı. Gözlerini açtığında içeri gün ışığı doluyordu. Hemen yerinden fırladı. Bagajını boşaltmamış, eşyalarını yerleştirmemiş, duşunu almamıştı. Bütün gece uyumuştu ama yorgun ve uykusuz değildi. Nasıl uykuya daldığını bile hatırlamıyordu. Hemen dışarı çıkıp aracının bagajındaki eşyalarını alıp kulübeye götürdü ve eşyalarını yerleştirmeye başladı. O sırada dışarıda bazı sesler duydu. Bunlar ayak sesleriydi. Bahçesinde birisi yürüyordu. Şaşırdı çünkü burada, bu dağ başında kendisinden başka kimse yoktu. Belki de bir hayvandı. Yabani ve tehlikeli bir hayvan olabilirdi. Charli hemen çantasının içindeki tabancasını aldı ve iki eliyle sıkıca kavradı. Sonra derin derin nefes alıp vererek oturma odasına doğru ilerledi. Korkuyordu çünkü satıcı ona bu bölgede hiç kimsenin yaşamadığını, yabani hayvanlarınsa sadece buraya çok uzakta olan ormanda yaşadıklarını ve oradan hiç çıkmadıklarını söylemişti. Kim bilebilirdi ki? Hayvan hayvandır ve burası onların yaşam alanıydı. İstedikleri yere gidebilirlerdi. Charli önce pencereye yaklaştı. Düşmanını hazırlıksız yakalamak için tam olarak hangi yönde olduğunu ve ne yaptığını görmeliydi. Perdeyi biraz araladı ve dışarı bakındı. Bahçesindeki şeyi görünce şaşkınlıkla donup kaldı. Bu bir kadındı. Genç ve gerçek olamayacak kadar güzel bir kadındı. Charli şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Hayatında bu kadar güzel bir kadın görmemişti. Üstelik satıcı burada hiç kimsenin yaşamadığını söylemişti. Belki de yanılmıştı. Kim bilir, adam buraya en son ne zaman gelmişti? Dün gece karanlıktan dolayı pek bir şey görememişti. Belki de etrafta başka evler de vardı. Charli tabancasını koltuğun üzerine bırakıp kapıya yöneldi. Derin bir nefes alıp cesaretini topladı ve kapıyı açtı. Genç kadın bahçedeki çiçeklerle uğraşıyor, çiçeklerin içinden bir şeyler koparıp koluna taktığı sepetin içine koyuyordu. Üzerinde uzun kollu, yere kadar uzanan beyaz bir elbise vardı. Saçları ise uzun ve siyahtı. Charli büyülenmişti. Kadına aval aval bakıyordu. Kadın onu hâlâ fark etmemişti. Sonunda onunla konuşmaya karar verdi. Yutkundu ve ona doğru birkaç adım attı.
“Merhaba.” dedi Charli çekinerek. Resmen bu güzel kadından çekiniyordu. Sebebini bilmiyordu ama midesinde bir yanma hissediyor, elleri titriyordu. Kadın ona baktı ama cevap vermedi. İşine geri döndüğünde Charli kadınla konuşmaya devam etmek için tereddütte kaldı. Kadına biraz daha yaklaştı. Onu baştan aşağı süzdü. Her detayını, her ayrıntısını hafızasına kazımak ister gibi inceliyordu ama bu yaptığının kendisi bile farkında değildi.
“Nerede yaşıyorsun? Buralarda hiçbir ev göremedim. Buranın sahibi de etrafta yaşayan kimse olmadığını söylemişti.”
Kadın tekrar doğruldu ve ona döndü. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Yine aynı ifadesiz, sabit ses tonuyla cevapladı:
“Gölde yaşıyorum.”
Sonra arkasını döndü ve ağır adımlarla oradan uzaklaştı. Elbisesi rüzgârda savruluyor, arkasında tarifi imkânsız etkileyici bir koku bırakıyordu.
Charli, kadın gözden kaybolana kadar orada bekledi. Sonra arkasını dönüp evine girdi.
Gece olmuş, hava kararmıştı. Dışarıyı yalnızca gökyüzündeki dolunay aydınlatıyordu. Charli yatağına yatmış, bir o yana bir bu yana dönüyor ama bir türlü uyuyamıyordu. Hâlâ bahçesine giren o melek gibi olan yabancıyı düşünüyordu. Onu bir türlü aklından çıkarmıyordu.
Uzun bir süre düşündükten sonra kararını verdi ve yatağından çıkıp ayakkabılarını giyindi. Üzerindeki pijamalarını değiştirmeden arabasına bindi ve bahçesinden çıktı. Kadının bahsettiği gölün nerede olduğunu bilmiyordu. Kendisine bir yön belirledi ve o yöne doğru sürmeye başladı. Yolda yavaş ilerliyor, sağına soluna dikkatle bakarak arabasının farlarından ve dolunayın ışığından yararlanarak gölü arıyordu. Buralardaysa ay ışığından parlayan gölü bulabilirdi.
Uzun bir yol gittikten sonra sol tarafta ağaçların arasında bir parıltı gördü. Aniden frene bastı. Etrafına bir göz attı. Ortalığın güvenli olduğunu anlayınca aracından indi ve aracını çalışır vaziyette bırakarak ilerideki parıltıya doğru ilerledi.
Ağaçların arasına daldı. Yavaş ve dikkatli adımlarla ilerledi. Ağaçlık alanın bittiği yere geldiğinde durdu. Karşısında uzun bir göl vardı. Etrafı kayalarla ve ağaçlarla kaplı, uçsuz bucaksız parlak bir göldü. Kendi kendine gülümsedi. Manzara hayranlık vericiydi.
Charli etrafına dikkatle bakarak bir ev aradı ve gördü. Orada, gölün kenarında, penceresinden cılız ışık yayılan bir kulübe vardı ama epey uzaktaydı. Oraya kadar yürüyemezdi, ancak aracıyla gidebilirdi.
Tam arkasını döndüğü sırada durdu, tekrar kulübeye döndü. Gecenin bu geç saatinde bir kadının evine izinsiz bir şekilde nasıl gidecekti? Kendisini sapık gibi hissederdi. Ayrıca kadının yalnız ya da bekâr olup olmadığını bile bilmiyordu. Oraya ne diye gidecekti ki? En iyisi gün içinde bir bahaneyle gidip gerçeği öğrenmekti.
Şimdi hayal kırıklığına uğramış ve sabırsız bir şekilde evine geri dönmekten başka bir çaresi yoktu. Yatağına uzandığı gibi uyuyakaldı.
Gözlerini açtığında odasının içi aydınlıktı. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu ama gerek de yoktu. Burada saatin bir önemi yoktu. Önemli olan güneşin doğuşu ve batışıydı.
Charli hemen yatağından kalkıp yüzünü yıkadı ve üzerini değiştirdi. Sabırsızlıktan ve heyecandan elleri titriyor, sakin hareket edemiyordu. Hazırlanıp evden çıktı ve aracına binip tekrar dün geceki yöne doğru ilerledi.
Kafasında oraya gitmek için bir sürü bahane uydurmuştu. Eğer kapıyı başkası açarsa kadının yalnız yaşamadığını, bir erkek açarsa da bekâr olmadığını anlayacaktı. Ya da en azından yalnız bir kadın olmadığını. Bu yüzden kendisini her şeye hazırlamalı, fazla beklentiye girmemeliydi.
Heyecandan içi içine sığmıyordu. Avuçları o kadar terlemişti ki direksiyonu tutmakta zorlanıyordu.
Oraya gecenin karanlığında gittiğinden dolayı yolları pek tanıyamamıştı. Yolu ve kulübenin yönünü nasıl bulacaktı bilmiyordu. Bu kez işi epey zor olacaktı.
Sonunda ona tanıdık gelen bir yer fark etti. Buradaki ağaçlık bölgeyi tanımıştı çünkü dün gece geldiğinde toprak yolun hemen kenarında duran siyah kayalar hâlâ buradaydı ve zeminde birkaç metre ileride biten lastik izleri vardı. Burada kendisinden başka kimse olmadığından dolayı lastik izleri kesinlikle onun aracına aitti. Gerçi satıcı burada kimse olmadığını söyledikten sonra o kadını görmüştü. Belki de buralarda yaşayan başkaları da vardı ama Charli bunu henüz bilmiyordu.
Hemen aracının kontağını kapatıp aşağı indi ve ağaçlık alana daldı. Bir süre ilerledi. Ağaçlık alan bitince durdu ve şaşkınlıkla karşısına baktı. Dün gece bir gölet olan arazi şu an bomboş ve yalnızca çamurdan bir bataklığa dönmüştü.
Ama bu nasıl olabilirdi? Acaba dün gece hayal mi görmüştü? Koca göl bir gecede bataklığa dönüşemeyeceğine göre kesin hayal görmüştü.
Etrafına dikkatle bakınınca kadının yaşadığını söylediği ve dün gece gördüğü kulübeyi de ortalıkta göremedi. Kulübe de bir gecede ortadan kaybolmuş olamazdı.
Charli şaşkınlıkla donup kalmış, olduğu yere çakılmıştı. Bir yandan da korkmaya başlamıştı. Belki de o kadın da yoktu ve onu da bir hayal olarak görmüştü. Hayır, bu kadarı fazlaydı. Bunun bir açıklaması olmalıydı. Kesinlikle yanlış yere gelmişti.
Koşarak tekrar aracına bindi ve yolda ilerlemeye devam etti ama yolun geri kalanı yalnızca çimlerden oluşan boş bir araziydi. İleride de herhangi bir ormanlık alan görünmüyordu. Gölü ve kulübeyi orada gördüğüne emindi. Çaresizce tekrar evine döndü.
Gün boyu kafası karışık bir hâlde işlerini halletmiş, gece boyunca meraktan dolayı uyuyamamış, yattığı yerde tavanı seyretmişti. Bu olanlara bir türlü anlam veremiyordu. Tam olarak ne yaşadığını bilmiyordu. En iyisi beklemekti.
Tam uykuya dalacağı sırada bir tıkırtı duydu. Gözlerini kocaman açtı, nefesini tutarak sesi tekrar duymayı bekledi. Bir kez daha duyduğunda hızla yattığı yerden doğruldu. Karanlıktan dolayı hiçbir şey göremiyordu. Işığı da açmak istemiyordu çünkü ses dışarıdan geliyordu ve o kişi her kim ise ışığı görüp kaçmasını istemiyordu.
Sessizce yatağından kalktı. El yordamıyla kapıya doğru ilerledi. Yatak odasından çıkınca bir şeye çarptı. Canı çok yanmıştı. Bu şekilde yapamayacağını anladı ve ışığı açmak zorunda kaldı.
Sonra dışarıdaki kişinin kaçmaması için hızlı adımlarla kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açtı ve etrafa bakındı. Karşısındaki kişiyi görünce şaşkınlıktan dilini yutacaktı. Bu o kadındı. Dün gece evini bulduğu ama gündüz vakti aynı yere gittiğinde orada bulamadığı kadın.
Göldeki kadın. Koluna taktığı sepetini bahçeden kopardığı çiçeklerle dolduruyordu. Üzerinde aynı giysiler vardı ama bu kez görüntüsü biraz farklıydı. Sanki saatlerce ağır bir işte çalışmış gibi bitkin görünüyordu. Üstü başı ise kir içindeydi. Elbisesi yırtık ve kirliydi.
Charli onu ürkütmemek için sakin bir şekilde yanına yaklaştı.
“Merhaba.” dedi.
Kadın ona bakmadı, karşılık da vermedi. Charli ona birkaç adım daha yaklaştı ve konuşmaya devam etti.
“Şey, ben bugün size uğramak istemiştim, ziyaret için ama evinizi bulamadım.”
“Bulamadınız mı?”
Kadın konuşurken onun yüzüne bakmıyor, çiçek toplamaya devam ediyordu.
“Evet, bahsettiğiniz göl sadece bir bataklıktı.”
Charli gece vakti gittiğinde evi gördüğünü söylememişti. Aksi hâlde kadın onun bir sapık olduğunu düşünebilirdi.
“Bataklık mı? Hayır, orası bir göl.”
“Peki bu civarda başka bir göl var mı? Belki de ben karıştırmışımdır.”
“Hayır, yok. Burada tek bir göl var. Bataklık falan yok.”
Charli kaşlarını çattı. Bu neydi şimdi?
“Şey, benim gördüğüm...”
Kadın sonunda ona döndü. Çiçek toplamayı bitirmişti anlaşılan. Ona kısa bir bakış attıktan sonra bahçe kapısına doğru ilerledi. Aynı anda sordu:
“Evime mi gelmek istiyorsunuz?”
Charli heyecandan ne diyeceğini bilemedi. Midesi yanmaya, elleri titremeye başladı ama heyecanlanmak için henüz çok erkendi. Bu yüzden kendisini sakinleştirmeye çalışarak karşılık verdi.
“Şey, evet. Tabii sakıncası yoksa.”
“O zaman beni takip et.”
Kadın bahçe kapısından çıktı ve yürümeye başladı. Charli de hiç düşünmeden kadının peşine takıldı. Evinin kapısı açıktı, üzerinde pijama vardı ve ayakları çıplaktı ama bunların hiçbirine aldırmadı. Sadece o kadının peşinden gitmek istiyordu.
Kadınla beraber toprak yolda ilerlerlerken ikisi de hiç konuşmuyordu. Charli’de onu rahatsız etmemek için hiç konuşmadı.
Ormanlık alana girdiklerinde Charli heyecanlanmaya başladı. Acaba göl ve kulübe hâlâ orada mıydı?
Ormanlık alanı bitirdiklerinde Charli gözlerini kocaman açtı. Göl orada duruyordu. Tepedeki ay ışığında pırıl pırıl parlıyordu. Başını çevirdiğinde kulübeyi de gördü. O da yerinde duruyordu.
Charli kekeleyerek sordu:
“Ama... Ama nasıl olur? Bugün buraya geldiğimde ne göl vardı ne kulübe. Burası bataklıktı.”
“Burası bir göl.”
“Evet, görüyorum ama bugün gündüz geldiğimde buranın bir bataklık olduğuna yemin edebilirim.”
Kadın ona döndü. Yüzü karanlıkta görünmüyordu ama gözleri parlıyordu.
“Burası benim gölüm. Ben bu gölün kadınıyım.”
Kadın arkasını dönüp göle doğru birkaç adım attı. Charli hemen atıldı.
“Bekle, hava çok karanlık. Bu yaptığın tehlikeli.”
“Ne istiyorsun?”
Charli tereddütle cevapladı.
“Belki... Belki evine gideriz diye düşünmüştüm. Sakın yanlış anlama, ben sadece...”
Kadın ona bakmadan olduğu yerde karşılık verdi.
“Benim evim burası, bu göl.”
“İyi ama şimdi göle girip ne yapacaksın ki?”
“Bana âşık olduğunu biliyordum. Enerjini alıyorum. Eğer beni istiyorsan peşimden gel.”
“Nasıl?”
“Gelirsen görürsün. Ben seni korurum.”
Kadın göle doğru ilerlemeye devam etti. Suyun içine girdiğinde kolundaki sepeti suya bıraktı. Sepet ağır ağır uzaklaşırken kadın da gölün içinde yürümeye devam etti. Önce ayakları, sonra bacakları kayboldu.
Charli’de onun peşinden gittiğinde kadının artık yalnızca belinden yukarısı görünüyordu. Charli dikkatli adımlarla onun peşinden gidiyordu ama dengesini sağlamakta zorlanıyordu. Suyun buz gibi olduğunu düşünmüştü ama aksine su ılıktı. Harika hissetmesini sağlamıştı. Suyun yapısından mı, kadına olan aşkından mı bilinmez, şu an kendinden geçtiğini hissediyordu.
Hayatı boyunca şu anda olduğu gibi mutlu olduğunu hiç hatırlamıyordu. İçi kıpır kıpırdı. Tarif edilemez bir huzur içindeydi.
Kadının artık sadece başı görünüyordu. Saçları suyun üzerinde yüzüyordu. Başı da gözden kaybolduğunda Charli henüz beline kadar suyun içindeydi. Kadının nereye gittiğini anlamaya, onu bulmaya çalışıyordu.
O sırada bir çift el onun bacaklarını kavradı ve suyun içine çekti. Charli dengesini kaybedip suyun içine gömüldü.
Gözlerini açtığında suyun içinde korkunç, vahşi bir yaratık olduğunu gördü. Yaratık o kadar belirgindi ki karanlığa rağmen onu net bir şekilde görebiliyordu.
Âşık olduğu kadının peşinden gitmesinin sonu ölüm olacaktı çünkü ona kulübeyi satan kişinin söylemediği bir şey vardı. Bu bölge, gölde ölen bir kadının ruhunun sahip olduğu bir bölgeydi ve kendi bölgesine giren kadınları erkek, erkekleri ise kadın kılığına girerek kandırıyor, peşinden sürüklüyor ve yine kendi öldüğü gölde ölüme mahkûm ediyordu.
Charli’de onun son kurbanıydı.
Kim bilir, kendisinden sonra daha kaç kurbanı olacaktı?
Yorumlar
Yorum Gönder