YA ÖLÜM YA ÖZGÜRLÜK

Maria, her zamanki vakit geçirdiği parka gidip aynı banka oturdu. Sabırsız bir halde beklemeye başladı. Burada her hafta, aynı günde ve aynı saatte gördüğü o adamı bekliyordu. Onu tanımıyordu, adını bile bilmiyordu. Onu yalnızca kuşları beslerken seyretmeyi seviyordu, adam buraya geldiğinde başını kaldırıp etrafına bakınıyordu. Şimdiye kadar onu hiç fark etmemişti ama Maria onu tam bir yıldır aynı yerde bekleyip uzaktan izliyordu. Hiç tanışmamalarına rağmen Maria’yı değiştirmeyi başarmıştı. Giyim tazı, saçı, makyajı, her şeyi değişmişti. O adamın ilgi göstereceği, fark edeceği türden bir kadın gibi görünmeye başlamıştı. Uzun siyah elbise ve siyah kabanlar giyiniyor, abartılı kolyeler, zarif küpeler takıyor, çeşitli şapkalar giyiyordu. Ayrıca makyajını daha koyu yapmaya başlamıştı ve saçının rengini sarıdan siyaha çevirmişti. Ama odam onu yine de fark etmemişti. Onun ilgisini çekmenin tek yolunun gidip onunla konuşmak olduğunu anlamıştı. Bu kez bunu yapacaktı, gidip onunla konuşacaktı. Sabırsızlıkla saatine baktı, saat tam üçü gösteriyordu. Maria başını kaldırdığında onu gördü. Adam parka girmişti ve her zamanki oturduğu banka doğru ilerliyordu. Havalar soğuk olduğundan dolayı etrafta ikisinden başka kimse yoktu. Yürüyüş yolu ağaçların döktüğü sarı yapraklarla kaplıydı. Adam yapraklarla süslü yolda salına salına yürüyordu. Pardösüsü rüzgârda savruluyor, dudaklarının arasına sıkıştırdığı sigarasının dumanı, adamın arkasında kasvetli bir arka plan oluşturuyordu. Kasketini ise her zamanki gibi burnun üstüne kadar indirmişti. Üzerindeki smokini ise onun asaletine asalet katıyordu. Maria hayranlıkla onu seyre dalmıştı. Kendi kendine gülüyor, hayal dünyasında onunla ilgili fanteziler kuruyordu. Adam iki parmağıyla sigarasını fırlatırken birle Maria’nın içi kıpır kıpır oluyordu. Adam banka oturup cebinden yem poşetini çıkardı. O sırada Maria gibi onun gelmesini bekleyen kuşlar onun önüne toplandı. Adam yemleri yere serpiştiriyor, kuşlar ise günlerdir aç kalmışçasına yemlere dadanıyordu. Maria birkaç derin nefes aldı, cesaretini toplamaya çalıştı ve ağır ağırı oturduğu yerden kalktı. Sonra yine ağrı adımlarla adam doğru yaklaştı. Adamın oturduğu bankın yanında durup ellerini ovuşturdu. Heyecandan midesi yanıyor, suratını ateş ballıyor, bacakları titriyordu.
“Affedersiniz.” dedi sonunda Maria. Bir yıldır gözetlediği adama söylediği ilk söz... Affedersiniz... Çok amatörce. Maria’da güzel, alımlı ve zarif bir kadındı. Gerçi adamın dikkatini çekmek için oluştuğu yeni tarzı kendisine pek yakıştıramamıştı ama adamın etrafında, kendisinden çok daha güzel kadınların olduğuna emindi. Yine de denemekten zarar gelmezdi. Adam onu yüzüne bile bakmadan karşılık verdi.
“Ne yaptın da af diliyorsun?”
Maria kaşlarını çattı, berbat bir başlangıçtı.
“Yanınıza oturabilir miyim?” diye sordu yine çekinerek.
“Bu devletin malı, neden benden izin istiyorsun?”
Maria gerilmeye başladı. Adamın umursamaz olduğu hareketlerinden anlaşılıyordu ama karakter olarak kaba mıydı yoksa kötü mü, bunu şimdilik anlayamamıştı. Onun yanına oturdu ve konuşacak bir şeyler düşündü, ama aklına hiçbir şey gelmedi. Sonunda dürüst davranmaya karar verdi.
“Ben sizi bir yıldır burada görüyorum, sizi hep uzaktan seyrediyorum ama siz ben hiç fark etmediniz,”
“Seni fark etmediğimi mi sanıyorsun?”
“Evet, aslında öyle sanmıştım.”
“Seni fark ettim. Fark edilmeyecek gibi değilsin.” Adam sonunda ona baktı. Bakışları donuk, yüzü ifadesizdi. “İlk zamanlar paspal giysiler giyen bir çapulcuydun, şimdi ise kendini elit sanan bir varoşsun.”
Maria gözlerini kocaman açtı, şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalmıştı.
“Siz ne biçim konuşuyorsunuz? Ne kadar kabasınız!”
“Yalan mı? Sırf benim için tazını değiştirmedin mi?”
Maria şaşkınlıkla donup kaldı. Ona bir şeyler söylemek, haddini bildirmek istiyordu ama resmen beyni durmuştu. Hiçbir şey söyleyemiyordu. Adam onun şaşkınlığını görünce ekledi.
“Ama bugünkü elbiseni beğendim, sana yakışmış.”
Maria biraz olsun kendini toparladı ve başını dikleştirip karşılık verdi.
“Teşekkür ederim.”
“Ne söyleyeceksin?” diye sordu adam, kuşlara yem atmaya devam ederken.
“Hiç hiçbir şey. Tam bir züppesiniz.”
“Evet ama o züppeyi seçen ve ona asılan da sensin. Herkes kendisine benzeyen insanlar ilgi duyar.”
“Hayır beyefendi. Ben sizi seçmedim ve size ilgi falan duymuyorum, iyi günler.”
Maria hızla oturduğu yerden kalktı ve koşar adımlarla adamın yanından uzaklaştı. Ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. O adamın dış görünüşüne aldanmış ve ona aşık olmuştu ama adamın dış görünüşü ne kadar mükemmelse, karakteri o kadar berbattı. En iyisi onu unutmaktı. Evine gidip kendine bir bitki çayı hazırladı. Elleri titriyordu ama bu kez öfkeden. Bunu yapmamalıydı, bunu yapması büyük hataydı. İçindeki o sıkıntılı sesi dinlemesi gerekiyordu. Ses ona, bunu yapmamasını söylemişti ama o dinlememişti. Sonuçta o bir kadındı, karşısındaki ise bir erkek. Erkekler kadınların peşinden koşardı, avcı olan onlardı ama Maria bunun tam aksini yaparak kendisini küçük düşürmüştü. Bu da yetmemiş, adam onu rencide etmişti. Demek Maria onun ilgisini çekmeye çalışırken adam onu en başından beri fark etmişti. Onu unutmak için ne yapacağını bilmiyordu. Tam bir yıldır uzaktan seyrettiği, platonik aşık olduğu birini unutmak için ne yapılır bilmiyordu. Böyle bir durumu hayatında ilk kez yaşıyordu. Şimdiye kadar hep onun peşinden koşmuşlardı, Maria ilk kez bir erkeğin peşinden koşmuştu. Bunu nasıl atlatacağını bilmiyordu. Bitki çayını içerken penceresine bir taş çarptı. Maria yine takıntılı eski aşığının geldiğini düşünerek, öfkeli bir şekilde pencere gitti ve aşağı baktı. Kalbi duracak gibi oldu, şaşkınlıkla donup kaldı. Bu o adamdı. Evini biliyordu, belki de onu takip etmişti ve buraya kadar gelmişti. Ama neden? Onu aşağıladığı yetmemiş miydi yoksa söyleyecek başka hakaretleri mi vardı? Maria camı açıp bağırarak söylendi.
“Ne istiyorsunuz, burayı nasıl buldunuz.”
“Son sözümü söylememiştim. Aşağı gel.”
Maria başını hızlı hızlı iki yana salladı.
“Hayır, siz bana emir veremezsiniz! Ne söyleyecekseniz buradan söyleyin.”
“Bana aşık olduğunu biliyorum, sana iki seçenek veriyorum.”
“Neymiş o?” diye sordu Maria, umursamaz bir tavır takınmaya çalışarak. Bunu yapmakta oldukça zorlanıyordu çünkü şu an istediği şey pencereden atlamak ve adamın boynuna sarılmaktı. Bunu yapmayı çok istiyordu. Ama onun da bir gururu vardı.
“Ya ölüm ya özgürlük...” diye bağırdı adam. Maria kaşlarını çattı.
“Ne?”
“Sana söyledim. İki seçeneğin var, ikisinden birini seç.”
Maria onun hala ne söylemek istediğini anlayamamıştı, bu yüzden ne cevap vereceğini bilmiyordu. Vereceği cevabı dikkatli seçmeliydi.
“Açık konuşursanız bir cevap verebilirim.” dedi Maria.
“Eğer benimle beraber olmayı seçersen ölümü seçmiş olursun, ama beni şimdi reddedersen ve peşimi bırakırsan da özgürlüğü... Cevabını hemen şimdi vereceksin. Birkaç saat ya da birkaç gün sonra vereceğin cevapların hiçbir önemi olmayacak.”
Maria, adamın sarhoş olduğunu düşünecekti ama sarhoş gibi bir hali yoktu. Onu seçmenin nesi ölüm olabilirdi ki? En fazla ne olabilirdi? Maria hiç düşünmeden içinden geçen cevabı verdi.
“Ölüm... Seninle ölmeyi seçiyorum” diye karşılık verdi Maria. Adam bundan bahsetmiş olmalıydı. Beraber ölmek. Ölene kadar beraber yaşamak. Maria bir yıldır bu anı bekliyordu. Bu fırsatı geri çeviremezdi. Adam ona sinsice gülümseyerek karlılık verdi ama Maria bunu umursamadı. Onun karakteri buydu. Onunla yaşlanmak, onunla ölmek istiyorsa onun huylarına alışmalıydı.
“O halde bavulunu hazırla ve gidelim.” diye bağırdı adam. Maria heyecanla gülümsedi ve küçük bir çocuk gibi ellerini birbirine kenetledi. Hızlıca başını salladı.
“Hemen geliyorum, bekleyin beni.”
Maria içeri girip kendisine gelişi güzel küçük bir valiz hazırladı. Yanına pek fazla eşya almamıştı, sadece zorunlu olabilecek birkaç parça... Geri kalan eşyalarını daha sonra gelip alabilirdi. Şimdi kendisine fazla yük edinmek isteyemiyordu. Valizini hazırladıktan sonra aşağı indi ve adamla el ele tutuşarak oradan ayrıldı. Adamdan, çok büyük ve lüks bir ev bekliyordu. Bu fikre, giyinişine bakarak kapılmıştı. Ama bu fikirden hemen vaz geçti. Sonuçta adam yakışıklı olduğu kadar kabaydı. Görüntüye aldanmamak gerekiyordu. Bir harabenin önünde durdular. Maria neden durduklarını merak ederken, adam tek katlı harabenin kapısını açtı ve Maria’ya içeri girmesi için eliyle işaret yaptı. Maria ne olduğunu anlayamamıştı. Evet, ilk baştaki lüks düşüncesinden vaz geçmişti ama böyle bir harabeyle karşılaşmayı da beklemiyordu. Maria isteksiz bir şekilde içeri girdi ve etrafa bakındı Yalnızca iki odalı, küçük bir evdi. Pek fazla mobilya yoktu. Olanlar ise küflenmiş, yıpranmış, neredeyse çürümeye gelmişti. Mutfak, oturma odasının bir köşesine yerleştirilen bir tezgâhtan ibaretti. Ayrıca içeride ağır, kötü bir koku vardı. Toz, pislik, çürümüşlük kokusu. Üstelik her yerde koca koca örümcek ağları vardı. Birkaç tane de fare. Maria, adamın burada yaşadığına inanmıyordu. Adam onu kendisinden vazgeçirmek için bu harabeye getirmişti. Hayır. Onu parktaki üslubundan dolayı zaten kendinden vaz geçirmişti. Neden evine kadar gelip, onu alıp buraya getirecekti ki? Bu işte başka bir iş vardı. Maria, adama döndü. Adam kapıyı kapattığından, evin içi karanlık olmuştu. Pencereler ise tahtalarla kapatılmıştı
“Burada yaşadığına inanmamı beklemiyorsun her halde, evin nerede?” diye sordu Maria.
“Evet, burada yaşamıyorum ama sen burada yaşayacaksın.”
“Ne? Ama neden? Hem beni yanına almak, benimle yaşamak istiyorsun hem de beni başka bir yerde mi tutmak istiyorsun?”
“Seninle yaşamak istediğimi de nereden çıkardın? Ben seninle yaşamak falan istemiyorum ki.”
“O zaman neden beni yanında getirdin?” diye bağırdı Maria.
“Ben seni buraya zorla getirmedim. Sana iki seçenek sundum. Ya ölüm ya özgürlük dedim, sen de ölümü seçtin.” dedi adam, umursamaz bir tavırla.
“Ama ben... Ama ben bunu faklı bir şekilde anlamıştım. Ben böyle bir şey düşünmemiştim.”
“Senin ne düşündüğün benim umurumda değil.”
Adam, Maria’nın koluna yapıştı ve onu odalardan birine götürdü. Sonra odanın zemininde bulunan bir tahtayı kaldırdı. Bu bir kapıydı. Onu zorla kapıdan içeri soktu ve beraber merdivenleri indiler. Maria o sırada sadece bağırmakla yetiniyordu.
“Hayır... Bırak beni! Bırak beni... İstemiyorum... Evime gitmek istiyorum.”
Adam onu duymazdan geliyordu. Merdivenlerden indikten sonra uzun ve karanlık bir tünelde yürüdüler. Maria önünü göremiyordu. Sadece adamın onu sürüklediği yöne doğru yürüyordu. Biraz sonra durdular. Bir gıcırtı duyuldu, sonra bir demir kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Burası hücreyi andıran küçük bir odaydı ve içeride hiçbir şey yoktu. Adam, Marina’nın hala elinde tuttuğu valizini elinden çekip aldı ve onu içeri itti. Maria korku içinde sordu.
“Bana ne yapacaksın?”
“Sen sadece benim ihtiyaçlarımı karşılayan bir köle olacaksın ve ölene kadar da öyle kalacaksın.”
Demir kapı kapandı, Maria derin bir sessizliğe ve zifiri karanlığa gömüldü. Demek ölüm derken kastettiği şey buydu. Maria burada, o herifin kölesi olarak yaşayacak ve ölecekti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KANAYAN AĞAÇ

ÖLÜLER ORMANI PERİSİ

BALKONDAKİ SARMAŞIK