Kayıtlar

KARGANIN MESAJI

Resim
Sonu olmayan derin bir çukurdaydı. Olduğu yerden bakınca, gün ışığı ufacık bir nokta gibi görünüyordu. Etrafına bakındığında ise hiçbir şey göremiyordu. Zifiri karanlığın ortasında, neresi olduğunu bilmediği bir yerde yapa yalnızdı. Bağırıyor, çığlık atıyor, yardım istiyordu. Ama sesini kimse duymuyordu. Burada hissedebildiği tek şey ayaklarının altındaki yumuşak, vıcık vıcık zemin ve o zemine dokunduğunda ellerine bulaşan ıslaklıktı. Bunun ne olduğunu anlamamıştı. Sadece bu ağır, berbat, mide bulandırıcı kokudan dolayı iğrenç bir şey olduğunu biliyordu. Burası neresiydi, buraya nasıl gelmişti, sonu ne olacaktı hiçbir şey bilmiyordu. Bu bilinmezlik onu daha da kokutuyordu, bilinmezlik her zaman korkunçtu. Bir kez daha çığlık attı. Gözlerini sıkıca kapatmış, tüm gücüyle bağırıyordu. O sırada omzuna bir el dokundu. “Hayatım, yine kâbus mu gördün?” Gözlerini tekrar açtığında, odanın içine gün ışığı doluyordu. Hızla yattığı yerden doğuruldu, yanında oturur vaziyette duran ve şa...

ÖLÜLER ORMANI PERİSİ

Resim
Şehir hayatından biraz olsun uzaklaşmak, kafasını dinlemek için tek başına şehrin dışındaki ormana kamp yapmaya gelmişti. Ne arabasını almıştı ne de atını. Gerekli tüm malzemeleri sırtına yüklemiş ve buraya kadar yürüyerek gelmişti. Uzun bir yürüyüş olmuştu. Ara sıra dinlenmek için mola vermişti. Bunun zor olacağını zaten biliyordu ama yine de tamamen ilkel yöntemleri kullanmak konusunda kararlıydı. Takati kalmamış, enerjisi tükenmiş olsa da sonunda gelmişti. Başarmıştı, ormandaydı. Kendisine uygun bir yer bulup sırtındaki eşyaları yere bıraktı. Ağaçların çok sık olduğu, zeminin ise düz olduğu bir yer seçmişti. Yanında ona iki gün yetecek kadar yiyecek, su, çadır yapmak için bir muşamba ve ateş yakmak için kibrit kutusu vardı. Ve birkaç ıvır zıvır. Herhangi bir hayvan saldırısına karşı ise elbette tüfeğini de yanına almıştı. Sonuçta iki gün boyunca ormanın ortasında yapa yalnız olacaktı. Onu kendisinden başka koruyacak kimse yoktu. Ormanın ıssızlığından ve bazı hayvanların ...

YOLDAKİ KADIN

Resim
Sabah kahvaltısını yapıp evden çıktı. Kahvaltıdan sonra yapmayı en sevdiği şeyi yapmak için kasabanın dışındaki orman yoluna doğru ilerledi. Orman yolunda koşmayı, ormanın içinde ise yürümeyi seviyordu. Japonların değimiyle orman banyosu yapıyordu. Hatta Japonya’da çoğu psikiyatrik hastalıklar ilaçlarla değil orman banyolarıyla tedavi ediliyordu. İnsanlara dışarıdan kimyasallar vermek yerine onları ait oldukları doğa ile iç içe sokuyorlardı. Sonuçta insan da doğanın bir parçasıydı ve insanı mutlu eden şeyler dışarıdan aldıkları maddeler değil, ait oldukları doğa ile iç içe girmekti. Birçok insan kendisini para ile satın alınan maddelerle mutlu etmeye çalışıyordu. İçlerindeki boşluğu ve yalnızlık duygusunu bununla bastırmaya çalışıyorlardı ama bu tamamen boşa zaman ve para israfıydı. İnsanın içindeki boşluğu dolduracak olan asıl şey meditasyon yapıp kendini dinlemek, dua etmek ve doğa ile sevişmekti. O bunu anlamadan önce diğerleri gibi kendisini dış dünyadaki maddelerle mut...

YAKIŞIKLI SERİ KATİL

Resim
Uşağı sabah kahvesini getirdiğinde üzerinde hala sabahlığı vardı. Odasındaki şifonyerin karşısında oturmuş yüzüne bakım yapıyordu. Nemlendiricisini sürdükten sonra, zaten kusursuz olan cildini daha da kusursuz hale getirmek için pudrasını sürdü. Sonra eline biraz jole alıp parmaklarını kızıl saçlarının arasına geçirdi ve bir süre saçlarını sıvazladı. Başının üst kısmındaki saçları biraz daha uzundu, bu yüzden jole ile şekillendirerek daha düzenli görünmesini sağlıyordu. Son olarak siyah göz kalemiyle gözlerine sürme çekerek ve parfümünü sıkarak sabah bakımını tamamladı. Kahvesini yudumlamaya başladığında, uşağı da onun rahatça seçebilmesi dolabından birkaç kıyafetini çıkarmış, onun önünde sergiliyordu. Uzun süre düşünmenin ardından nihayet kararını verdi. Siyah bir pantolon, siyah gömlek, siyah ve kırmızı renklerden oluşan bir pelerin... Bugün bunları giyecekti. Aslında dolabında pek fazla renk seçeneği yoktu, en sevdiği renkler siyah ve kırmızıydı. Dolabındaki kıyafetleri,...

DÜDÜKLÜ ÇOCUK

Resim
Abisi bir korku hikâyesini daha anlatmayı bitirdiğinde artık yatma vakti gelmişti. Bu korku hikâyelerini dinlediğinde geceleri uyuyamıyor, odasındaki gaz lambasını kapatmak istemiyordu ama annesi gece yangın çıkma ihtimalinden dolayı gaz lambasını asla açık bırakmasına izin vermiyordu. Artık dokuz yaşında kocaman bir çocuk olduğunu, bu korkuların yersiz olduğunu söyleyip onu cesaretlendirmeye çalışıyordu, ama bazı geceler abisinin ona korkunç hikâyeler anlattığını bilmiyordu. Bunu annesine asla söyleyemezdi. Yoksa her ne kadar korksa da bayıldığı o harika korku hikâyelerini bir daha asla dinleyemezdi. Abisi ondan sadece iki yaş büyük olmasına rağmen o annesi ve babasının haberi dahilinde korkunç hikâyeler okuyordu. Abisine hiçbir şey söylememelerine rağmen ona asla izin vermiyorlardı. İki yaş çok da büyük bir yaş farkı değildi ama bu sadece onun için böyleydi. Annesiyle babası bir yaşın, hatta bir ayın bile çok önemli söylüyordu. Mesela on sekiz yaşına girmiş biriyle on sek...

BALKONDAKİ SARMAŞIK

Resim
Masasında oturmuş, dışarıda yağan sağanak yağmuru seyrediyordu. Önündeki daktilosunda yarım olarak bıraktığı hikâyesi tamamlanmayı beklerken, o çoktan hayallere dalmıştı. Bir kolunu masaya, başını da eline dayamış o şekilde donup kalmıştı. Çalışma masasının karşısındaki pencerenin onun ayaklarına serdiği manzara harikaydı. Binanın tam karşısında uçsuz bucaksız bir orman vardı. Eviyle ormanın arasında ise toprak bir yol vardı. Bölgede kendi evinden başka hiçbir ev olmadığından ne o yoldan geçen herhangi biri vardı ne de etrafta dolanan başka bir insan. Sadece kendisiydi. Zar zor aldığı izinlerle ormana yakın, ama yerleşim yerlerine ve diğer tüm evlere uzak mesafeye yaptırdığı bu evde kendisini sanki başka bir şehirde, hatta başka bir ülkede gibi hissediyordu. Yalnızlık. Tamamen yalnızdı. Ara sıra ihtiyaçlarını karşılamak için gittiği şehir merkezindeki dükkânlarda çalışan insanlar dışında muhatap olduğu tek bir insan bile yoktu. Tamamen yalnızdı, ama bu evrenin ona ceza olar...

KANAYAN AĞAÇ

Resim
Bir kez daha nerede olduğunu ve nereye gittiğini bilmeden yürüyordu. Her zamanki gibi nereye gittiğini bilmeden. Tek ışık kaynağı, karanlık gökyüzündeki dolunaydı. Ama dolunay da ona yardımcı olmuyordu. Parlak beyaz ışık, sık ağaçların arasından geçemiyor, zemine ulaşamıyordu. Poyraz üzerindeki yırtık ve kir içindeki pijamalarıyla ve çıplak ayaklarıyla ormanın derinliklerinde bir hedefi olmaksızın yürüyordu. Yerdeki otlar ve kuru dallar ayağına batıyor, derin olmayan yaralar açılmasına neden oluyor, hatta kanatıyordu. Ama o bunların hiçbirini hissetmiyordu. Gözlerini kocaman açmış, dümdüz karşıya, boşluğa bakarak sadece yürüyordu. Birkaç kere ağaçlara çarpmış ama bu da yürümesine engel olamamıştı. Ellerini öne doğru uzatarak boşluk bulmaya çalışıyor, sonra yürümeye devam ediyordu. Son derece ağır ve dikkatsiz adımlarla... Ağır yürütmesinin sebebi aşırı kilolu olması değildi. Bir rüyada olduğunu ve çevreyi keşfetmek için gezdiğini sanmasıydı. Şu an kendisini rüyada sanıyordu...