Kayıtlar

JAMAL ŞATOSU

Resim
Elena alışverişinden evine dönerken, içinde değişik bir duygu hissetti. Midesinde bir yanma, karnında karıncalanma... Bu hissin ne olduğunu biliyordu. Bunu aşık olduğu zaman hissediyordu ama şu an sadece alışveriş torbalarıyla evine dönüyordu. Bu da nereden çıkmıştı şimdi? Ara sokağa girip kalabalık caddeden uzaklaştığında, sessiz olması gereken sokakta başka ayak sesleri işitti. Etrafta kimseyi göremiyordu ama arkasına hiç bakmamıştı. Biraz sonra önüne bir gölge düştü. Elene yere, gölgeye bakarak adımlarını hızlandırdı. Takip ediliyordu. Evine mi gitmeliydi yoksa yönünü değiştirip tekrar kalabalığa mı karışmalıydı? Adımlarını hızlandırdığı sırada arkasındaki kişi ona seslnedi.   “Hey… Merhaba.”  Elena durdu, bir süre tereddüt etti. Sonra çekinerek arkasına döndü ve adama baktı. Uzun boylu, zayıf, güzel giyimli, yakışıklı bir beyefendiydi. Elena çekinerek karşılık verdi.  “Merhaba. Bir şey mi soracaktınız?”  “Evet, adınızı soracaktım.”  “Neden?”...

SOYLU VE SOYSUZ

Resim
Jack yemek masasında oturmuş içkisini yudumlarken, hizmetçilerden biri salona geldi. “Sofrayı toplayalım mı efendim?” diye sordu genç kadın. Jack, onu rahat bırakması için eliyle işaret yaptı. Kadın saygı göstergesi olarak öne doğru eğilip salondan çıktı. Jack içkisini alıp şöminenin başına geçti. İçkisini sehpanın üzerine bırakıp kitabını aldı ve kaldığı sayfadan okumaya devam etti. O sırada içeri başka bir genç kadın daha girdi. Jack onu da umursamadı. Kitabını okuyup içkisini yudumlaya devam etti. Toplanan tabakların sesini duyunca başını kaldırmadan, göz ucuyla kadına baktı. Sonra başını kaldırıp salondan çıkan geçen kadının arkasından baka kaldı. O şekilde ne kadar beklediğini bilmiyordu ama kadın salona tekrar girerken onun duruşundan, yürüyüşünden ve zarafetinden gözlerini alamadı. Midesinde bir yanma hissetti. Kadına o kadar odaklanmıştı ki kitabı elinden kayıp yere düştü. Elleri boş kalınca birden irkildi, eğilip yerdeki kitabını alırken bile gözleri hala genç kadındaydı. Kit...

MANASTIRDA CİNAYET

Resim
Dedektif Michel ve yardımcısı cinayet mahalline vardıklarında bir an durup şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Olay yeri bir manastırdı. Manastırda bir cinayet işlemeye, birini öldürmeye kim nasıl cesaret edebilirdi ki? İkisi de şaşkınlıklarını hızla atarak manastıra doğru ilerlediler. Bina oldukça eskiydi. Dış cephesi yılların getirdiği dış etkenlerden dolayı kararmış, yer yer dökülmeye başlamıştı ama iki yüz yıllık manastır hâlâ dimdik ayaktaydı. Görüntüsüne rağmen yıllara meydan okuyordu. Dedektif ile yardımcısı kapıya yaklaşıp kapıyı çaldılar ve beklediler. Hava yağmurlu değildi ama dondurucu biçimde soğuktu. İkisi de biraz daha burada beklerse soğuktan titremeye başlayacaklardı. Ya da tekrar bir kilometre uzaklıktaki ormanlık alanın girişinde biten yol kenarına bıraktıkları araçlarına doğru yürümek zorunda kalacaklardı. Neyse ki fazla beklemelerine gerek kalmadı. Kapı açıldı ve karşılarında bir rahip belirdi. Adam en fazla otuz yaşlarında olmalıydı. Duruşu ve bakışların...

YA ÖLÜM YA ÖZGÜRLÜK

Resim
Maria, her zamanki vakit geçirdiği parka gidip aynı banka oturdu. Sabırsız bir halde beklemeye başladı. Burada her hafta, aynı günde ve aynı saatte gördüğü o adamı bekliyordu. Onu tanımıyordu, adını bile bilmiyordu. Onu yalnızca kuşları beslerken seyretmeyi seviyordu, adam buraya geldiğinde başını kaldırıp etrafına bakınıyordu. Şimdiye kadar onu hiç fark etmemişti ama Maria onu tam bir yıldır aynı yerde bekleyip uzaktan izliyordu. Hiç tanışmamalarına rağmen Maria’yı değiştirmeyi başarmıştı. Giyim tazı, saçı, makyajı, her şeyi değişmişti. O adamın ilgi göstereceği, fark edeceği türden bir kadın gibi görünmeye başlamıştı. Uzun siyah elbise ve siyah kabanlar giyiniyor, abartılı kolyeler, zarif küpeler takıyor, çeşitli şapkalar giyiyordu. Ayrıca makyajını daha koyu yapmaya başlamıştı ve saçının rengini sarıdan siyaha çevirmişti. Ama odam onu yine de fark etmemişti. Onun ilgisini çekmenin tek yolunun gidip onunla konuşmak olduğunu anlamıştı. Bu kez bunu yapacaktı, gidip onunla k...

SADECE BİR GÜN

Resim
Cebinde tek kuruş parası kalmamıştı. Son parasını yine alkole harcamıştı. Girdiği hiçbir işte tutunamıyordu. Ya işi çok yorucu bulup beğenmiyor ve kendisi bırakıyor ya da sarhoş halde gittiği zamanlarda insanlara bulaşıp işi mahvediyor ve bundan dolayı kovuluyordu. En son yaptığı iş, bir lokantada temizlikçilikti. Orada sadece dört gün tutunabilmişti. Yerleri silmek için hazırladığı suya çamaşır suyu ve tuz ruhunu beraber koymuş hem kendisi hem de bir garson hastanelik olmuştu. Patronu ona bir daha bu lokantanın bulunduğu bölgeden bile geçmemesini söylemişti. Bunun üzerine yine işsiz kalmıştı. En azıdan patronu onu kovmadan önce çalıştığı dört günün parasını vermişti. O parayı da son kuruşuna kadar içkiye yatırmıştı. Sokaklarda sarhoş halde, aylak aylak dolanarak iş arıyordu. Ama yaptığı tek şey dükkânların ve mağazaların vitrinlerinde asılı olan iş ilanlarına göz atmak ve yürümeye devam etmekti. İlanalar sadece bakıyordu, oraya yaklaşıp detaylarını okumuyor, ya da içeri gi...

DOLUNAY AYİNİ

Resim
Kasabada büyük bir heyecan, korku ve talaş vardı. Bu kişiden kişiye değişiyordu. Herkesin bu özel günde yaşadığı duygular birbirinden tamamen farklıydı. Herkes bir şekilde hazırlık yapıyordu. Kimi özel geceye katılmak, kimi saklanmak, kimi de kaçmak için. Bu gece dolunay vardı ve her dolunay gecesinde olduğu gibi bu gece de ayin düzenlenecekti. Ama bu sıradan bir ayin değildi. Bu kasabada yüzlerce yıldır devam eden bir gelenek, atalardan kalma bir mirastı. Bu miras bazılarını korkutuyor, bazılarını sevindiriyordu. Kasabadaki herkes aya tapıyordu. Onların Tanrı’sı aydı. Bu yüzden Tanrı’larının en belirgin ve en büyük olduğu zamanlarda, kendine tapanlara hediye istediğine inanılıyordu. Bu özel görüntüye büründüğü zamanlarda ona tapan halk aya hediyeler gönderiyordu. Ama bunlar sıradan hediyeler değildi. Karşılıklı hediyelerdi. Dolunay gecesinde halk aya, içlerinde işe yaramayacak yaşlı, sakat ya da engelli kişileri hediye ediyor, Tanrı’ları da onlara bunun karşılığında boll...

HAYALET HEMŞİRE

Resim
Hemşire ağır adımlarla bebek odasına girdi. Kucağında tuttuğu yeni doğan bebeği, boş yataklardan birine bıraktı ve arkasını dönüp odadan çıktı. Koridor boş, bina sessizdi. Ürkütücü ve derin bir sessizlikti bu. Hemşirenin ayak sesleri boş koridorda yankılanıyordu. Arkasına bakmadan, koşar adımlarla alt katta bulunan danışma bölümüne gitti. Bu binada herhangi bir yerde tek başına dolaşmaktan korkuyordu. Çünkü binanın geçmişini biliyordu. Bina eski bir akıl hastanesiydi. Son 3 yıldır bir doğum evi olarak kullanılıyordu. Bebeklerin anneleri ise en alt katta, bodrumdaydı. O kadınlar buranın geçmişini bilseydi, burada ne kendileri kalırdı ne de bebeklerini bırakırlardı. Hemşire, danışma masasındaki arkadaşının yanına doğru yaklaştı. Tam ona bir şey söylemek üzere dudaklarını araladığı sırada bir şimşek çaktı. Şimşek, zemin kattaki pencerelerden içeriye girip koridoru aydınlattı. Saat gecenin on ikisiydi ve iki hemşireler şu an gece vardiyasındaydı. Burada gündüz çalışmak için müd...